Oca 16

Kanal 1′ de yayınlanan Pazar Politika programına konuk olan gazeteci, yazar Alişan Satılmış 12 Eylül’ü anlatıyor.

12 Eylül öncesi politikalar, darbenin ülkücülere verdiği etkileri anlatan Alişan Satılmış, “…denge politikası adına herkesi asan insanın veya duruşu itibarı ile yumuşaklığı nasıl anlaşılıyorsa bende o şekilde yumuşak diyorum.” sözleri ile cuntacı Kenan Evren’in hayata bakış açısının YUMUŞAK olduğunu vurguladı.

Tem 13
Ülkücü: İslami hayat nizami olarak seçen, bu nizami tavizsiz bir şekilde yasamaya çalışandır. olmanın gururunu faziletiyle bütünleştiren, -İslam Ülküsü nü yaşayandır.
Tem 12
Ülkücülük veya idealizm insan kafasının içinde elde edilmesi, varılması en mükemmel, en güzel, kendisini mutlu edecek hedeflerin tasarlanması ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesi için arzu gösterilmesi ve çalışılması anlamını taşır.

Ülkücülük batı dillerinden dilimize giren idealistlik kelimesiyle aynı olan bir anlam belirtmektedir.

Tem 11

Memleket ve milletlerin bugün ve yarını için umut kaynağı olan gençlik, aynı zamanda, bir devletin devamlılık konusundaki güvenidir. Önemi büyüktür, yücedir.

Üzülerek belirtmek gerekir ki, bugüne kadar ülkemizde gençlik konusu bir milli dava olarak ele alınamamış, gençliğe hizmet yolunda bir usul tespit edilmemiştir.

gençliği, milletinin geleceğinin biricik ümidi ve kurtuluş kaynağıdır. Bu görüşle gençleri teşkilatlandırmak memleket kalkınmasında başarılı hizmetler yapmaları için hazırlamak ve yetiştirmek gereklidir.

Tem 03

Hepiniz birer Bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin yere düşürmeyin.

Bölünme kabul etmez, kutsal bir bütün halinde Büyük ’yi yeniden inşa edeceğiz…

Emirlere mutlak itaat lâzımdır. Laubali, gevşek, disiplinsiz, metotsuz kimselerle dâvamız yürümez. Her şeyde örnek olmak lâzımdır.

Haz 28

’de millî ülkünün hükümetler eliyle yok edilmesinden ve millî eğitimin başına uzun yıllar kozmopolit unsurların gelmesinden sonra kültürün bütün alanlarında olduğu gibi “dil”de de bir yozlaşmanın ve soysuzlaşmanın başladığı bilinen, görülen bir gerçektir.

çeyi Türkleştirmekle, çeleştiriyoruz diye bozmanın birbirine karıştırıldığı zamanımızda, ortada görülen manzara aklın, mantığın ve bilginin saf dışı edilmesidir.

Halk Partisi hükümetleri zamanında okullardan çe gramerin yıllarca kaldırılması neticesinde doğru çe yazamayan birkaç nesil türediği gibi, çeyi çeleştirmek bahanesiyle yapılan bozmaların sonucu da ortaya dil diye gülünç bir ûcûbe çıkarması olmuştur.

Haz 27

Biz, dünyanın en büyük imparatorluklarını kurmuş ve hakimiyetini eski dünyanın bilinen her köşesinde yürütmüş bir milletiz. Bu imparatorlukların sonuncusu, varisi olduğumuz Osmanlı Devleti’dir.

Osmanlı Devleti Söğüt’te kurulduğu 1299 yıllarında 40 atlıya sahip bir uç beyliği iken, 1326′da Bursa’nın fethi sırasında Orhan Bey 38.000 süvariye kumanda ediyordu. Bu asker artışı, nereden geliyordu? Fethedilen topraklardan toplanamazdı. Zira bu yerin ahalisi değildi. 400 gadirlik bir aşiret, 27 senede bu kadar çoğalamazdı. Selçuk Sultanlığı, asker yardımı yapacak halde değildi. O halde artış nereden geliyordu? Öyle anlaşılıyor ki, Bizans ucundaki bu beylik bütün âleminin ülküsünü temsil ediyor. Türklük âleminin, fetret devrinde bile asla vazgeçmediği, İstanbul fethinin ve dünya hâkimiyetinin mümessili sayılıyordu. Millî şuur ve ülkü Horasan’dan İzmir’e kadar her yerdeki ’ü Ertuğrul sancağına çekiyor, şeyhler, müftüler, müderrisler eli kılıç kabzasına yakışan her yiğidi, gönlü fazilet aşkı ile dolu her mümini, kafası salim düşünceye açılmış her talebeyi Söğüt Beyliği’ne sevk ediyordu. Küçük beylik az zamanda aleminin otağı haline geldi..

Haz 24

Anne babalar olarak, çocuklarımızı hayata hazırlarken, onlara bazı önemli kavramları anlatmalı, bazı davranışları yapıp yapmaması noktasında eğitmeliyiz.

Eğitilmeyen, hayatı kavraması hiçbir şey yapılmaksızın kendine bırakılan çocuk, bocalamalar, iniş çıkışlarla büyüyecektir. Sağlıklı bir birey olamayacaktır. Böylesi durumda bir çocuk işi ne zaman ve nasıl yapması gerektiğini bilemez, özgüveni düşük bir birey olacağı için etrafındaki insanlar ile de güven problemi yaşar. Kime güvenip kime güvenemeyeceğini kestiremez.

Sağlıklı bireyler, güzel nesiller yetiştirebilmemiz için önemli bir çaba, ebeveyn ve eğitimciler için kaçınılmazdır.

Haz 23

Ülkücü Hareket içerisinde geçmeyen bir kelime militanlık. Sol örgütlerin ise dört elle sarıldıkları bir kavram. Çağrıştırdığı ise bombalamalar, soygunlar, vurgunlar ve kargaşa. Peki, biz neden uzak durduk bu kelimeye? Nedir militanlık? Bu militanlar ne yer, ne içer, ne yapar? Nerde yaşarlar?

Dil Kurumu militan’ın üç anlamını sunar: 1. Bir düşüncenin, bir görüşün başarı kazanması için savaşan, mücadele eden kimse. 2. Bir siyasal örgütün etkin üyesi. 3. Mücadelesini zor kullanarak ve yasa dışı yollarla yapan taraftar.

Sol örgütlerin militan anlayışı ikinci anlamdan yola çıkarak varılmış bir üçüncü anlam halidir. Yani sol militan deyince aklımıza bazı siyasal partilerin fikirlerini temel alıp mücadelesini zor kullanarak ve yasa dışı yollarla yapan kişi gelir. Bunlara örnek olarak acilciler, igd gibi 80 öncesi sol militan örgütlenmeler verilebilir. Bu örgütlenmelerin temelinde yatan olgu, silahlı mücadele yoluyla –ki bu meşru devletin meşru güçlerine karşıdır- düzeni değiştirerek kendi fikirlerine göre yeni bir düzen kurmaktır. Burada kullanılacak yegâne metodun silah olduğu ön plana çıkarılır. Yazılar, belgeler, bildiriler bu yönlü fikri geliştirmek amacı ile kullanılan yardımcı araçlardır. Buradaki militanlar arasındaki asıl farklar ise silahların ne zaman patlayacağına yöneliktir. Bazı guruplar silahlı mücadeleyi en başta vermek ve propaganda safhasını saldıkları korku ve yılgınlığın ardından yürütmek fikrindedir. Böylece korkan halk kitlelerine fikirlerin daha kolay kabul ettirilebileceğini düşünürler.

Haz 22

Bu destan da bir Uygur destanıdır ve daha önce de belirtildiği üzere, Türeyiş destanının tabii bir devamı gibidir. Bugün, Orhun nehri kenarında bir şehir kalıntısı ile bir saray yıkıntısı vardır ki çok eskiden bu şehre Ordu Balık denildiği tahmin edilmektedir. Büyük Uygur Destanı’ nın, işte bu şehrin saray yıkıntısının önünde bugün dahi görülebilecek şekilde duran abidelerde yazılı olduğunu Hüseyin Namık Orkun’ un belirttiğine göre bu abideler, Moğol Hanı Öğüdey zamanında Çin’ den getirilen mütehassıslarla okutturulup tercüme ettirilmiştir.

Göç Destanının Çin ve İran kaynaklarındaki kayıtlarına göre iki ayrı rivayet halinde olduğu bilinmekte ise de aslında birbirinin tamamlayıcısı gibidir. İran kaynaklarında ki rivayet, daha ziyade tarihî bilgilere yakındır. Aynı zamanda İran rivayeti, Türklerin Maniheizm’ i kabulünü anlatan bir menkıbe hüviyetinde görünmektedir. Aşağıda hülasa edilecek olan rivayeti Cüveyni’nin Tarih-i Cihanküşa adlı eserinde kayıtlıdır ve bu rivayete göre, destanda zikredilen iki ağacın, Maniheizm’ in kurucusu Mani’nin “iki Esas” adlı eserindeki iki ağacı temsil ve taklit ettiğini prof. Fuat Köprülü iddia etmektedir.

Destan:

Haz 21

Miliyetçiliği,  Komünizm ve Atatürk

Tarihin kaydettiği en enerjik hareketli milletlerin başında gelen Milleti’nin yaşadığı maceralı geçmişinde büyük zaferlerle birlikte, yok olma noktasına kadar gelen mağlubiyetler ve yıkılışlar da vardır. Milli ülkülerin yönlendirdiği sürekli hareketliliğin doğal bir sonucu olan sürtüşme ve savaşlar, maddi ve manevi kazanımların yanında, çok sayıda ve çeşitte düşmanlıklar da kazandırmıştır.  Zaferlerle yükselen ve yücelen varlığımız ciddi mağlubiyetlerle de tehlikeye düşmüştür.

tarihindeki hem nitelik hem de nicelik açısından en muhteşem olan Osmanlı İmparatorluğu, 600 yıllık ömrünü tamamladığında 1. Dünya Savaşının galipleri bizi Anadolu’dan tasfiye etmenin son düzenlemelerini yapıyorlardı. Böylece, Batı kendisini yüzyıllardır sıkıştıran baskısından ebediyen kurtarmış olacaktı. Başka bir ifadeyle, Millet’ini Avrupa’dan sonra da Anadolu’dan kovarak, Kafkaslar’ın doğusuna sürmeyi amaçlayan Batı’nın kadim “Şark Politikası” amacına ulaşmış olacaktı. Diğer taraftan başsız kalan İslam Dünyası rahatlıkla parsellenip sömürülebilecekti.

Haz 20

En asil fikirler bizim fikirlerimizdir. En, meşru, en haklı dava bizim davamızdır. Biz dünyanın asil, şerefli, aynı zamanda mazlum bir milletin davasını, onun haklarını çiğnetmeme davasının, onun köleliğe sürüklenmesini önleme davasının sahibiyiz.

Bu kadar yüksek, bu kadar asil hedefleri olan başka bir dava düşünülemez. Bir hareketin gücü, bir düşüncenin gücü böyle asil hedeflere dayanmasındadır. Onun için davamız, ülkümüz, ’de olsun dünya üzerinde olsun en güçlü fikir, en güçlü davadır. Bundan emin olarak, bunun heyecanıyla dolu olarak bunun bize yükledigi vazifeleri hakkıyla yapmaya gayret etmeliyiz. Onun şuuru içinde olmalıyız. Onun cesareti içinde olmalıyız.
Her zaman söylediğim bir hususu sizlere tekrar etmeyi yararlı sayıyorum. Türkler olarak milletimiz cesurdur; millet için, vatan için, yüksek davalar için, idealler için gerektiğinde canını feda etmekten çekinmeyecek kadar cesurdur. Fakat bu kadarı yetmiyor. Yaşadığımız bu günlerde bu kadarı yetmez. Bundan daha ileri bir cesaret göstermek mümkün mü?. .
Mümkündür!

Bu görevlerinizi derinden duyarak hareket eden genç Anadolu çocukları olduğunuzu, genç aydınlar olduğunuzu, gerçek ülkücüler olduğunuzu biliyorum. Sizin de kendinizi iyi tanımanızı, memleketimizi iyi tanımanızı, dünyayı iyi tanımanızı çok yararlı sayıyorum. Dünya bir mücadele içindedir, her millet kendi görüşünü hakim kılma, baska memleketleri kendi maksadı için, kendi menfaati yönünde imkan olduğu nisbette azami şekilde, sömürme, kullanma faaliyeti içindedir.
Kendini bilen her milletin bu faaliyete karşı kendisini koruyarak kendi iradesini saydırır hale gelmesi lazımdır. milleti kendi iradesini bu mücadelede geçmiş tarihi asırlarda olduğu gibi, mutlaka saydıracak hakim duruma getirecektir. milletinin iradesi yalnız milletinin insan haysiyetiyle yaşatılması, yükseltilmesi gayesini güden bir irade değil, aynı zamanda milletinin yükseltilmesi, yaşatılması iradesinin, diğer insanların izdıraplarını giderme, diğer insanlara yardım sağlama ve bütün dünya üzerinde lekesiz, gölgesiz bir adalet meydana getirme yönünde geliştirmeye yönelmiş bir iradedir. Bundan sonra da ülkücülüğünün yönü bu yöndedir. iftiralar ne olursa olsun, nasıl anlatmak isterlerse istesinler milletinin gücü, enerjisi daima bu şekilde tezahür etmiştir, bu şekilde gelişecektir. Bu şekildeki harekete, Milletimizin kalbinde mutlaka büyük sevgi ve büyük destek bulacağımızdan eminim. Bunun üstünde Cenab-ı Allah’ın daima bizi destekleyeceğinden eminim. “

Haz 12

Gladio (İtalyanca:Roma kılıcı),

II. Dünya Savaşı sonrasında Batı Avrupa’da gelecekte olması beklenen bir Varşova Paktı işgaline cephe gerisinde bir direniş başlatmak amacıyla İtalya’da NATO tarafından gizli olarak örgütlenen Kontr-gerilla (stay-behind) operasyonunun kod adı. Gladyo, özel olarak NATO cephe gerisi direniş organizasyonun İtalyan kolunu belirtse de bazen “Gladyo operasyonu” NATO’nun bütün cephe gerisi (stay-behind) operasyonlarının gayri resmi adı olarak kullanılır ve bazen “Süper NATO” adıyla da anılır.[1]
Gayri nizami kuvvetlere karşı koyma operasyonları cephe elkitapçığı (İngilizce) (İngilizce:Field Manual 31-15: Operations Against Irregular Forces) gerilla kuvvetlerin önerilen komuta yapısı. Sözkonusu ülke Türkiyedir.

Latince’de kılıç anlamına gelen Gladio sözcüğünü isim olarak kullanan örgüt, Amerikan ve İngiliz kontrgerilla örgütlenmesi olan Stay Behind tarafından 1952 yılında kuruldu. CIA tarafından yönetilen ve finanse edilen örgüt, 1956 yılında ABD ile işbirliği içinde, casusluk ve gerilla savaşı yapmak üzere örgütlendi. Sardunya’da örgütün ilk eğitim kampı kuruldu ve Kuzey İtalya’da 139 yerde silah ve mühimmat depoları oluşturuldu. Resmi adı Müttefik Koordinasyon Komitesi (Allied Coordination Committee) idi.

Haz 07

BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ VE A.K.P

ABD Orta Doğu’da Amerikan modeli bir demokratikleşme arayışı içine girmiştir. Washington’un Orta Doğu’da demokratikleştirme girişimi konusunda Soğuk Savaş dönemi girişimlerinden öğrendiği çok şey vardır. Bunlardan birisi de eurokomünizmdir. Önce eurokomünizm üzerinde duralım.

Soğuk Savaş’ın politik ve ideolojik araçlarla en güçü cereyan ettiği coğrafyalardan birisi de, Batı Avrupa idi. Bu bölge kapitalist dünya ekonomisi içinde idi ve NATO aracılığı ile de ABD ile eklemlenmişti. Ancak, bu bölge Batı bloğu içinde olmasına rağmen, çok güçlü komünist partiler bulunmaktaydı. Özellikle Fransız ve İtalyan komünist partileri iki ülkedeki politik yaşamı kökten etkileyebilecek bir niteliğe sahiptiler. Sovyetler Birliği bu partileri de kullanarak, Batı sistemi içinden çok fazla bilgi edinmiş, ciddi bir ajan sistemi oluşturmuştur.

Haz 03

1956 Neşehir doğumlu Ülkücü militan. 3 Kasım 1996′da Susurluk yakınlarında geçirdiği tarafik kazasında hayatını kaybetti. Emniyet Genel Müdürlüğü’nün belgelerinde Çatlı’yla ilgili ilk bilgi, “2 Nisan 1978′de Ülkü Ocakları Derneği 7. Olağanüstü kongresinde ÜOD Asil Üyeliği’ne seçildi” şeklinde yeralmakta. Çatlı’nın 25 Mayıs 1978′te de ÜGD Genel Başkan Yardımcılığı’na seçildiği ve ilk olarak 11 Temmuz 1978′de Ankara ili Gaziosmanpaşa semtinde Hacettepe Üniversitesi Öğretim üyelerinden Doç. Dr. Bedrettin Cömert’in öldürülmesi olayının faili olarak Ankara 5. Sulh Ceza Mahkemesi’nce hakkında gıyabi tevkif kararı verildiği ibaresi yeralıyor.

Çatlı’nın 23 Ağustos 1978′de Sakarya ilinde 06 PD 137 plakalı otonun içinde Ülkücü Nevzat Bor ile birlikte yakalandığıve Muhsin Yazıcıoğlunun “her tarafta bomba patlatırız” tehtidi ile serbest bırakıldığı da iddia edilmekte. 9 Ekim 1978′de de Ankara ili Bahçelievler semtindeki 7 TİP’linin katledilmesi olayının planlayıcısı olduğu Emniyet tatafından ifade edilmekte. Emniyet tarafından hazırlanan bir belgede, Milliyet Gazetesi Başyazarı Abdi İpekçi’nin öldürülmesinden sonra Abdullah Çatlı’nın M. Ali Ağca ve arkadaşlarına Zeki Çatlı kanalıyla sahte pasaport temin ettiği kaydediliyor. 16 Mart katliamında kullanılan TNT kalıplarının Çatlı tarafından satın alındığı da iddia ediliyor.

Aynı belgede, Çatlı’nın ayrıca 1980 Ekim ayında Ağca’ya ve Hasan Dağaslan adıyla kendisine sahte pasaport düzenlemekten Konya 2. Ordu ve Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Savcığı tarafından arandığı, Hamit Gökçen tarafından 31 Ekim 1980′de verilen ifadede Ağca’nın hapisten kaçma eylemini Çatlı ve Oral Çelik’in organize ettiğinin ortaya çıktığı kaydedildi.
Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı Adli Müşavirliği’nin 10.11. 1980 ve Ankara Sıkıyönetim Askeri Savcılığı’nın 12.01. 1981′de Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği “yurtdışına çıkması sakıncalı” yazılarının gönderildiği, Vatandaşlık Pasaport Yabancılar Hudut İşleri Koordinasyon Daire Başkanlığı’nın 20. 02.1981 tarihli yazısında Çatlı’nın yurtdışına çıkmasının “tahditli” olduğu ifade edildi.

Bu sitedeki tüm yazılar KURT DURUŞU ekibi tarafından yazılmıştır. Kopyalanamaz, dağıtılamaz.